:: Çizgi Roman Okurları Platformu ::

http://groups.yahoo.com/group/croplatform/

Arşiv Mart 6th, 2007

Röportajların ardından tetiklenenler…!

Yazan: croplatform Mart 6, 2007

Betül Ulukut ve Aytül Akal 

İki çizgi roman çevirmeniyle peş peşe yapılan iki keyifli ÇROP Söyleşisi birden bir şeyleri tetikledi ve yıllarını yayıncılığa, dergiciliğe, kitaplara, yazıya vermiş olan çocuk edebiyatımızın yazarları ve okutanları anılara dalarak yaşanmışlıklar, çizgi roman, kişiler ekseninde tatlı bir sohbete başladılar.  

Cocukyazini-yahoo grup’ta bir arada bulunan ve mesleki birlikteliği olumlu çalışmalara dönüştürebilen bu sanatçılar aydınlık geleceğimizin ve çocuklarımızın en büyük güvencesi. Aşağıdaki metin bu grubun çizgi roman eksenli sohbetinin başlangıcı ve gönüllerde değilse de yazışmalardaki sonunun metnidir. 

 

*** 

 


ÜMİT KİREÇÇİ - Yazar - çevirmen Aytül Akal’la çizgi roman merakını, okur olarak neler hissettiğini, Mandrake - Kızılmaske çevirmenlik günlerini, çizgi romanı konuştuk. Eğlenceli bir sohbet oldu:
 

 

http://croplatform.wordpress.com/tag/cr-okurlar-emek-verenler/ 

 

BUKET AKKAYA - Sevgili Ümit Bey, Söyleşinizi çok keyifle okudum. Çocukluğumuzda tanıştığımız, severek okuduğumuz, bütünleştiğimiz, düşlerimize girip hayal dünyamızı besleyen çizgi roman kahramanlarına can veren Aytül Hanım ve Betül Hanım’ı bu söyleşilerde bizimle buluşturduğunuz için çok teşekkürler :)))

MEHMET ATİLLA – İzmir gevreğinden de güzel röportajlar için teşekkür ederim 

 

AYŞE ÇEKİÇ YAMAÇ - Bayıldım bu söyleşiye! Aytül Akal’ın deneyimleriyse, yazmak, yaratmak ve yaşam arasında kurgulanmış öğretici bir film sanki. Teşekkürler. sevgiler. 

 

FİLİZ TOSYALI - AYTUL AKAL’IN röportajının anımsattıkları…
Çizgi roman okumak yaşantımdaki en zevkli islerden biriydi. Internet basında oyun oynayan çocukların tutkusuna benzer bir tutkuyla bağlı olduğumuz için; kara kitap denirdi onlara… Annem asla izin vermez, öğretmenler zaten elimizden alıp yırtıp atarlardı. Bana göre şans çizgi romanların bolluğuna denkti, zenginlik çokluğu ile ölçülürdü; kültür okumakla gelişirdi… Çizgi roman kim ne derse desin bizlere okuma zevki aşıladı. Bilinçaltımdaki bu duyguyla ben de çocuklarımı uzak tutmaya çalıştım… Ama olmadı. GIRGIR gibi dergilerle de olsa o zevki aldılar…

Çocukluğumuz hep aynı geçti. Ank., İst., İzm. Çizgi romanlarla bir dünya kurduk kendimize… Ne güzeldi, ekşi erik yerken çizgi roman okumak… Bütün kalbimle çizgi romanları destekliyorum.

ÇİĞDEM GÜNDEŞ - Çok güzel bir röportaj olmuş. Betül Ulukut’un söyleşiyle birlikte okuyunca hele çok daha zevkli oluyor. Ümit Bey, Aytül hanım ve Betül hanıma teşekkürler.  

 

NUR İÇÖZÜ - Sevgili Ümit; Aytül’ün röportajı beni alıp yıllar ötesine taaa 36 yıl öncesine taşıdı. Aytül’le tanışmamız, Hayat Yayınlarına gelişi, rahmetli Oğuz Özdeş’ten, Çetin Emeç’ten onun için randevu almam , birlikte o yokuşu iniş çıkışlarımız.Kadıköy’e vapurla geçişlerimiz.  Aytül’ün birbirinden güzel, çarpıcı fikirleri…Bir bir geçti gözümün önünden. Ve ardından Betül’le tanışmamız. Sanırım o da  bir ara bana da çizgi roman çevirmişti. O söyleşiyle bir kez daha anımsadım. Hele Tay yayınlarından AY BARKA ‘nın adını anması çok sevdiğim ve bu alanda gerçekten emeği geçen TAY YAYINLARI grubunu da bir kez daha anımsamama yol açtı. Çok nitelikli elemanlar vardı aralarında Mine Kırıkkanat bile o zamanlar Tay Yayınlarının kadrosundaydı. Kaligraf Ferdi  bey  tam bir Türkçe uzmanıydı. Çok bilgiliydi, kültürlüydü.  Önüne gelen tercümelerdeki en ufak bir dil ve bilgi yanlışına geçit vermezdi. Balonun kısıtlı alanına en iyisini- doğrusunu  sığdırmaya çalışırdı. . .  Bence AY BARKA ve SEZEN YALÇINER’e ulaşıp onlarla da söyleşiler yapmalısın. Çizgi roman yayıncılığına gerçekten nitelikli yapıtlar kazandıran bir yayıneviydi TAY YAYINLARI.  

Anımsar mısın bilmem Yine rahmetli Ali Recan’ın YÜZBAŞI VOLKAN’ı  da ilk orada yayınlanmıştı. Şu anda adları iyi noktalara gelmiş pek çok karikatürcü-çizer arkadaş TAY’ın çizgi romanlarında kopistlik yapardı.  

Biliyorum sana bir röportaj borcum var. Öylesine yoğunum ki. ilk fırsatta bu borcumu yerine getirebileceğimi söylemekle yetiniyorum. Dernek işleri Mart sonuna kadar beni kıpırdatmaz halde. Söz. İlk fırsatta. Sevgiyle 

 

ÜMİT KİREÇÇİ -Nur hanim merhaba, borcunuza sadıkmışsınız duydum, bu nedenle içim rahat bekliyorum. Bu arada belirteyim, aşağıda yazdıklarını sayfamızın “yorum” kısmına taşıyorum. Bunları bizim tayfa mutlaka okumalı.  Elinize emeğinize sağlık. 

 

AYTÜL AKAL - Nurcum, Ben de Ümit’in sorularını yanıtlarken, o kadar eskiyi gittim ki, daha sonra bir ek soru daha sordu da, dedim yanıtlayamam. “Geri geldim” çünkü… İnsan her an gidemiyor ki geriye :)) Gitti mi hüzünler de doluyor içine, kimi zaman sisler, bulutlar…
Benim yayın dünyasına ilk adımlarım, senin Oğuz Özdeş’ten benim için randevu
almanla baslar gerçekten, bunu her yerde de anlatırım. Sen o zamanlar genç bir
yazı işleri müdürüydün Doğan Kardeş’te.
Bir tek Çetin Emeç konusunu yanlış hatırlıyorsun, çünkü ben rahmetli Çetin beyin
odasına kendiliğimden, randevusuz falan girmiştim. Yani Oğuz beyi tırnaklarımı
kemirerek sabırsızlıkla beklerken, bir yandan da (zaten bir is yerinde
çalışıyor olmamdan ve öğle saati iznim bitiyor olmasından dolayı) ne yapacağım
diye düşünürken, karşı koridorda bir yazı işleri görmüştüm. Ortadaki alana çıkıp
telefonlara bakan Gül’e sormuştum, orası neresidir diye. (Gül= Kemalettin
Tuğcu’nun kızı) O da bana “Hayat Mecmuası” demişti. “Yazı işleri müdürü kim?”
Gül: “Çetin Emeç”. “Hangisi Çetin Emeç?” Gül: “İşte şurada!”
Ve iste o sabırsızlık ve kalan son cesaret kırıntısıyla, kendimi Hayat
Mecmuasının kapısından içeriye atıp, koridor boyunca oturan muhabirlerin,
musahhihlerin(!) ve Emeç’in odasının yani başında oturan Azize Bergin’in şaşkın
bakışları arasında, izin bile almadan kendimi Çetin Emeç’in cam bölmesinden
içeriye atmıştım.

Röportajda da diyorum ya, bu da ayrı bir öyküdür diye… Gerçekten öyle.
Konuştuklarımız ve zorla yazılarımdan örnekler bırakışım. Telefonumu bile
almamıştı (aklınca başından savıyor) ve tamam, madem Nur hanımı tanıyorsunuz,
ben onunla size haber yollarım demişti.

Bir hafta geçmemişti ki, seninle bana yolladığı ileti, sözcüğü sözcüğüne
aklımdadır. Bir kez daha teşekkür ederim sana… Sevgiyle
 

 

 

AŞKIN GÜNGÖR - Mükemmel, çok güzel inanılmaz keyifli… Hem röportajınız, hem de Nur hanımın yorumu ile ona yanıtınız… Gölge bir beden olup sızdım o gazete binasına, ardınız sıra yürüdüm ve Çetin Emeç’in odasına girdim sizinle. Nur hanim ve sizin gençliklerinize çapkın bakışlar atarak peşinizden indim Cağaloğlu Yokuşundan… Ne güzel, ne keyifli… Anıların gücü kadar, yazının da gücü… Ey Yazı, sevgilim yazı, iyi ki varsın be yazı…

 

 

NUR IÇÖZÜ -  Bizi böylesine güzel bir zaman yolculuğuna çıkardığı için ne kadar teşekkür etsek azdır arkadaşımıza. Zaman bazı anıları saydamlaştırsa da bazıları taptaze ortaya çıkıveriyor. Çetin Emeç ‘in yanına randevusuz girmiş olabilirsin gerçekten de. Senin için çok daha önemli bir olay olduğu için daha taze saklanmıştır belleğinde. Yine de elimde tuzu-biberi kağıtlarıyla birkaç kez Azize Hanimin - Çetin
Bey’in odasına gidip geldiğimi çok iyi anımsıyorum.. Belki de onlar beni Oğuz
Özdeş’e yönlendirmişti… Randevuyu öyle almıştım kim bilir… Geçmiş zaman
iste, her şey çok net değil….

Zaten önemli olan kimin ne zaman kime randevu aldığı değil ki. Önemli olan
senin o gencecik yaşındaki girişimci ruhunu hala taşıyor olman. Rahmetli
Çetin Bey’in çevresine saldığı o büyülü-görünmez- aşılmaz duvarı umursamadan
hedefine varabilmen.

Bir röportaj nice anıları tazelerken, yitirdiklerimizi de bir kez daha
anımsattı bize. Kemalettin Tuğcu, Oğuz Özdeş, Sezai Solelli, Çetin
Emeç…Ve niceleri…

Yalan dünya diye boşuna dememişler…

60′a bir kala her şeyin gelip geçici olduğunu bir kez daha görüyor insan.
Kalıcı olan yıllara direnen dostluklar, sevgi… .
Ne mutlu bize… Sevgiyle
                                                          
                                                                                   

BİLGİN ADALI - Yav benim niye böyle güzel anılarım yok? Yaşım küçük diye mi? Kıskanıyorum sizi. 

 

AYTÜL AKAL - Ben söyleyeyim senin gidiş gelişlerinin nedenini (gerçekten de bende taptaze duruyor anılar, çünkü hayatimin çok heyecanlı ve önemli bir donemiydi…)
Çetin beye lise yıllarında hazırladığım bir kitabi bırakmıştım, yazılarıma örnek
olarak. Zaten niyetim de, yani Oğuz Özdeş’den randevu almamın sebebi de
(randevuyu sen ayarlamıştın) o kitabi tefrika halinde Resimli Roman’da
yayımlatmaktı. Öncesinde Sezai Solelli bakmıştı kitaba ve çok beğenmişti ama o,
hatırlarsan Hayat müessesesinden ayrılmış, Eser beyle ayrı bir binada
ansiklopedi mi ne çıkarıyordu. Sanıyorum sen önce ona mi yönlendirmiştin beni?
Yoksa nerden bulacağım Sezai beyin izini?

Her ne ise, kitap, “Aklınızda Bulunsun” baslığı ile daha sonra Hayat Mecmuasında
gerçekten de tefrika halinde yayımlanan bir köşe oldu. İçeriği, hayatın puf
noktaları idi… Puf böreği değil canim, noktalı “puf” diyorum. Pratik
bilgiler kitabi… (sahi nerde simdi o kitap??? Hayat’ta yayımlandığı için
kitabi atmışımdır. Oysa Hayat mecmuaları da savruldu gitti. Su anda hiçbir şey
kalmadı ortada… Oysa kaç yılımı vermiştim o kitabi hazırlamak için…
Fihristine kadar hazırlamıştım. Bak simdi hatırlıyorum…)

Kitap elbette tek kopya idi. Fotokopi yok. Bilgisayar yok. Daktiloda yazmıştım
ve Çetin beye bırakmıştım.

Herhalde “ne oldu? ne oldu? ne oldu? ne diyor? ne diyor? Tekrar sorsan?”
sorularıyla defalarca başının etini yemişimdir ve sen gide gele Doğan Kardeşten
aşağıya, Hayat servisine girip çıkıp ne oldu diye sormuşsundur. Azize hanim da
pek sıkı ağızlıydı… Söyle bile deseler söylemezdi, öyle cadıydı…
Odasına fırtına gibi girip de, “Ben derginizde yazı yazmak istiyorum, adıma bir
köşe verebilir misiniz” dediğimde Çetin beyin yüz ifadesini hatırlıyorum da…
Ah ah, 20 yas çok pervasız oluyor, 40′indan sonra olsa, öylesine cesur olamazdım
sanırım.

Ah ah ne anılar var Çetin beyle, Azize hanımla… Mine vardı, Ses’in yazı işleri
müdürlüğünü yaptıydı bir ara. Bülent’in esi… O neler yapıyor, görüyor musun?
Mehmet Ali Kayabal’ı unuttun, rahmetliler arasında. Kutlu’yu… Çetin Öner’i…
Neler neler neler…

Kim yapacak bu röportajı? Eskimek böyle bir şey galiba. 35 yıl…
Ümiiiiiit, bak ne isler açtın başımıza :))

 

 

BİLGİN ADALI - Eyvaaaaaaaaaah! Yaşı 40’ın üzerinde hanımlar sitesi  (grubu) kurmaz isek artık on yıl boyunca dinleriz bu eski anıları. 

Arkadaşlar, çok önemli bir kuralımız var: Özel yazışmaları (anıları falan yani) özel adreslerinizden yapmanız gerekiyor. Hatırlatırım. Yoksa sevgili moderatorümüzden, bu tur yazışmalarınızı engellemesini rica etmek zorunda kalacağım. (Sahi moderatorümüz kimdi en son?? Onu bir araştırmam gerekir.)  Böyle efsanevi kahramanlarla anılarım olmadığına göre, efsanevi kahramanlar yaratmak üzere yazmaya donuyorum ben. Öksüz ne yapsın, böyle avunabilir ancak. 

 

AYŞE ÇEKİÇ YAMAÇ - Siz hala gençsiniz arkadaşlar. Bunca yıldan süzülen o dostluğu paylaşmak, kim bilir ne keyiflidir! Yaşamı sevgi ve dostluk üzerine kurabilenlere ne mutlu! Sevgiyle. 

                                                                                                                                              

NUR İÇÖZÜ - Aytülcüğüm buna eskimek demiyorum ben. Hiçbir ad veremiyorum.
Ne dünden ne yarından korkmuyorum, ama bazı şeyleri özlemeden de
duramıyorum.

Evet Kutlu ve Mehmet Ali Kayabal… İkisi de ne tatlı dostlardı.
Çetin Ener de mi yoksa? Duymamıştım. Dedim ya 60′a 1 kala sisli yollarda
yitirdiklerimizin ayak izlerini görüyoruz sıklıkla.

Anlatacak-paylaşacak daha ne çok şey var ardımızda. Sevgiyle
                                                                                                                       

AYTÜL AKAL - A evet, Çetin Ener… Akciğer kanserinden… Çok sigara içerdi biliyorsun… Dergiden ayrılıp Çukurcuma’da bir yer açmıştı. Hemen yanında bir arkadaşımın dükkanı vardı da, oradan biliyorum, tesadüfen karşılaştıydık yıllar sonra. 4-5 yıl önce de olum haberini verdi arkadaşım… Şekip vardı hatırlarsın. Onu hala ara sıra görüyorum. Her doğum günümde mutlaka arar, çok vefalı…

 

ÜMİT KİREÇÇİ - Az daha devam edin az daha… Bir yere bağlamanız gerekmiyor, hatta sadece Nur hanımla Aytül hanım değil herkes çizgi roman ve ekseni etrafında bir şeyler söylesin… çok ciddiyim… Yakında (izniniz olursa) “çocuk edebiyatımızın değerli yazarlarından çizgi roman sohbeti” başlıklı bir derleme yer alabilir bu sayede ÇROP sayfamızda. 

Tamam biliyorum, fırsatçıyım, fesadım, pratiğim, felaketim ve bu halimi çok seviyorum… Devam devam… 

Yalnız şunu bilin, yazdığım her satırdan zevk almışken yeni öğrendiğim ve yazmadığım her satır için üzülüyorum. Saygılarımla 

 

 

NUR İÇÖZÜ - Sevgili Ümit, derleme dedin de, TEĞET YAŞAMLARLA ilgili derlemeye katkını da bekliyoruz. Çizgi romanla ilgili aklıma gelen isimleri özelden sana göndermeyi sürdüreceğim… Sevgiyle 

 

 

AYTÜL AKAL - (sahi nerde simdi o kitap??? Hayat’ta yayımlandığı için kitabi atmışımdır. Oysa Hayat mecmuaları da savruldu gitti. 

FATİH ERDOĞAN - Beyazıt devlet kütüphanesinde bulabilirsin. 

 

 

AYTÜL AKAL - Neyi? Kitabi değil herhalde :))) Çünkü o dosya idi, kitap haline dönüşmemişti. Daktilo ile yazdığım onlarca sayfa… Attımdı onları… Hayat Mecmuasında yayımlandıkça yırtıp attım…
Ama Mecmuaları bulabilirim diyorsan… Bak bu ise sevinirim.
(9 kez ev değiştirdim ve oradan oraya taşınırken Hayat ciltlerini de atmıştım! Biliyorsunuz sinirli kadınım, bu taşınmalar sırasında bir ara kocayı bile atmışım :)))
72-76 yılları arası dergiler olacak. Zaten 76′dan sonrasında Elele dergisine geçmiştim. Bilenler vardır, 1975′de Çetin Emeç yönetimle ters düştü (Şevket Rado-Muzaffer Balcı) ve işten ayrıldı (ya da atıldıydı galiba. Ama gazetecilikte isten atılmak şereftir!) Sonra Hürgün’e geçti. Hayat mecmuasından birkaç kişiyi de yayına aldı (Mehmet Ali Kayabal, Eser Tütel, Azize hanim, ben) ama beni Hayat’tan da bırakmadılardı. Bir yıl boyunca her ikisine de yetişmeye çalışmıştım. Sonra Hayat greve girdi, aylarca süründü… İşte ancak o sırada kurtulabildim ve Elele’deki işi sürdürdüm. (16 sayfalık Bindallı dergisini hazırlıyordum, Elele’ye insert olarak veriliyordu.)

Ümiiit, daha istiyor musun? Pes mi?

 

BİLGİN ADALI - Ayol arkadaşlar, özel anılarınızı özel adreslerinizden paylaşsanıza. Kıskançlıktan çatlayacağım billaaaaaa. 

Ama bir insana bu kadar işkence yapılmaz ki! 

Şaka bir yana. Ne güzel şeyler yaşamış ve paylaşmışsınız. Belki bunları ortak bir kitap halinde yazıp ölümsüzleştirmek gerek. 

Simdi düşünüyorum da, Ölen Adam çevirisini okuduğumda -lise 2. sınıfta- çeviriye hayran olup Bilge Karasu’ya (kendisini bayan sandığım için) aşık olmuştum. Bir yıl sonra Mersin’e geldiğinde, erkek olduğunu görünce pek bir bozulmuştum. Şiirlerini ezbere okuduğum Cahit Külebi, “Siz gençler bizi adam yerine koymazsınız” dediğinde diyecek bir şey bulamamıştım,  ezberden bir şiirini okumuştum kendisine. Çok sevdiğim Yusuf Atılgan’la ilk tanıştığımızda bir saat yan yana oturmuş üç-beş kelimeden başka bir şey konuşmamıştık. Yaklaşık yüz kişi kitap imzalatmak için sırada beklerken “Aziz Dede” diye yanına gelen oğlum Barış’la konuşmak için bekleyenlerin hepsini unutuvermişti Aziz Nesin. Simdi siz yazdıkça, binlerce ani uçuşuyor kafamda. Bu tur anıları toplayıp ortak bir kitap çıkaramaz mıyız? Biz gidince bu anılar da gidecek, yok olacak…Örneğin, benim su andaki çalışma masamın Nurullah Ataç’ın TDK’daki masası olduğunu kimse bilmeyecek, anımsamayacak. Oysa bin bir iz var masamın üstünde. Benimle birlikte bu masa da yok olacak… Ne bileyim. Kendi kendimi öylesine bir dolduruşa getirdim yine sanırım.Aytül’ün ve Nur’un anılarını kıskanmış olmalıyım.                                                                                                                                           

TURAN YÜKSEL - Bilginciğim sen o Nurullah Ataç’ın masasını dert etme .Ver bana senin de izlerin sinmiş olarak saklayayım.Gerektiğinde ileride kurulacak bir edebiyatçılar müzesine kadar taşırım.Sana her türlü garantiyi de verebilirim,senden çok yaşayacağım  garantisi de bunun içinde.Böylece o masanın yükünden seni kurtarmış olurum.                                                                                                                                       

AYTÜL AKAL - Bu harika bir fikir… Bir Edebiyatçılar Müze’si ha…
Bilgin bey masasını şimdiden vasiyetine yazsın, bağıştır diye.
Biz öldükten sonra üzerine titrediğimiz nice şeyi fırlatıp atacaklardır, bu kesin. Bu yüzden şimdiden neyi nereye vereceğiz de ise yarayacak diye ayarlama yapmalıyız. Valla Turan bey haklı.

Ben yıllar önce, 1981′de ilk şiir kitabimi yayımladığımda (Kent Duygusu), bir kadın şair aramıştı beni. Bir başka kadın şair vefat etmiş. (Müzeyyen miydi, Münevver miydi vefat eden, öyle bir işimdi sanki. Adini bile unuttum simdi…) Sairin babası, kızının kitaplığını satışa sunmuş, isteyen gelsin dilediği kitabi dilediği fiyata alsın demiş. Kira ödeyecek, elektrik su ödeyecek adam…

İçim nasıl cızlamıştı anlatamam. Koca bir kütüphane… Kim bilir kaç yılını o kitapları toplamakla geçirmişti sair. Hangi birine bakacaksın, nasıl seçeceksin. Zaten sırf babaya yardım olsun diye gitmiştim, kitaplarda gözüm yoktu. Şööööööyle, bir sıra çekip almıştım. Bir para bıraktım ve çıktım.

O gün mu bırakmıştım yazmayı, daha sonrasında mi… Ama şiiri bıraktığım kesindi! Çok incinmiştim… Anlatılmaz ama hissedilir duygular…
Ve bizden sonra da ardımızdakiler, hayatimiz boyunca varlıklarıyla bize değer katan nesneleri sağa sola dağıtır mi diye hep düşünmüşümdür. Dağıtmayıp ne yapacaklar ki?

Bendeki tüm o eski kitapları da birkaç yıl önce bir kutuya doldurup veriverdim bir yerlere.

Ardımızdan her şey dağılacak… Kalacak olan ancak sevgi dolu dostluklar, paylaşımlar… Hiçbir yere dağılmayacak iste onlar… Sevgilerle

 

 

MERAL ALPAY - Şairin mirasıyla ilgili anın sevgili Aytül,çok dokunaklı ama, gerçek. Birçok arkadaşım - özellikle yaşı yetmişi geçmiş olanlar - kendilerince önemli eşyasını, değerini bileceğine inandığı insanlara vermeğe başladı. Doğmaya anamızın karnında hazırlanıyoruz ama, ölmek için hazırlık böyle oluyor demek ki !?  

 

GÖKÇİN YALÇIN  - Çetin Öner hayattadır ve de su anda Kaos adli bir dizide oynamaktadır.  Üzülmeyiniz arkadaşlar.  

 

GÖKÇİN YALÇIN - Ay pardon yani sevgili Nur, Bütün Çetinler Öner soyadını taşımayabilir değil mi. Sevgiler. Bilgin bu islere çok kızıyor. Bana da kızacak vallahi. Tamam sustum. Gökçin  Aaaaaa dur bakayım. evet beni etki altında bırakan bir şey var alttaki yazıda Çetin Öner diyor da.  

 

MAVİSEL YENER - Sevgili Ümit, nice değerler vardır burnumuzun dibinde, ama onları görmez o çoook uzağa bakan gözlerimiz. Bu anlamda, Aytül Akal’la yaptığın söyleşi için sana büyük bir teşekkür borcu var çocuk edebiyatı ve çizgi roman tarihinin. Çocukluğumda severek okuduğum çizgi romanlardan birinin çevirmenini ben de sayende öğrendim, ve o çevirmen ki, ileride birlikte kitaplar yazacağım biri… inanılmaz değil mi? Çocuklarla söyleşilerimde bunu da paylaşacağım bundan  böyle, sağ ol Ümit!   

Yazar müzesi konusuna biraz daha devam ederseniz ben dayanamayacağım, “sonrasında kitaplıklarımızdaki o değerler ne olacak?” sorusunun yanıtını hepimiz biliyoruz çünkü… Herkese sevgimle… 

 

 

*** 

 

Çizgi roman’dan edebiyat müzesine beyin fırtınası…  

Çocuklarımıza okumayı, sanatı, uygarlığı öğreten tüm çocuk edebiyatı yazarlarımıza ve emek verenlerine ÇROP olarak başarılar dileriz. 

 

Yazı kategorisi: Çizgi Roman Yazıları | Yorum Yok »