BÜYÜMEYEN ÇOCUKLARIN KAHRAMANLARI
Yazan: croplatform Mart 15, 2007
BÜYÜMEYEN ÇOCUKLARIN KAHRAMANLARI
Bir döneme damgasını vuran çizgi romanlar, unutulmaya adeta direniyor. O günlerin bir nefeste çizgi roman okuyan çocukları, şimdinin yetişkin koleksiyoncuları oldular; ihanet etmeyip, bırakmadılar onları okumayı
Hepimizin hayatının bir dönemine konuk oldu çizgi romanlar. Bazılarımız ders esnasında, sıraların altında okuduk onları; gizli gizli daldık çizgi romanların büyülü dünyasına. Bazılarımız ise evde ders kitaplarının arasına koyduk, ders çalışıyormuş gibi yaptık. Maceradan maceraya koştuk çizgi roman kahramanlarıyla. 1970’li yılların Türk filmlerinin haylaz çocuk kahramanlarına da yakıştırıldı bu sahneler. Ya da şu an gösterilen Çağan Irmak filmi ‘Babam ve Oğlum’da tüm filmin konusu oldular. Küçük bir çocuğun tek umudu, hayali ve gözyaşında biriktirdiği baba özlemi oldu çizgi romanlar. Tesellisi olmayan bir acıya, ölüm acısına el uzatıp resmettiler geleceği. Kimimiz Zagor, kimimiz Mister No olduk çizgi romanlarla. Kimimiz ise Supermen, Conan, Red Kit ya da Karaoğlan, Yüzbaşı Volkan, Tarkan olduk. Hepsi birbirinden ayrı karakterler de olsa sadece bir kahramanla özdeşleşmek yetmedi hiçbir zaman. Yaramaz da olsak, uslu da olsak, haylaz ya da çalışkan da olsak, hayatımızın bir kısmını paylaştık onlarla. Bazılarımız hâlâ paylaşıyoruz. Büyüdüğümüze, yaşımızın ciddiyetine aldırış bile etmeden okumaya devam ediyoruz çizgi romanları. 1970’li yıllarda bitip tükenmek bilmeyen enerjileriyle, bir nefeste çizgi roman okuyan çocuklar, şimdinin yetişkin, orta yaşlı koleksiyoncuları oldular. İhanet etmeyip, bırakmadılar çizgi roman okumayı. Milenyum çağının çocukları bilgisayar, televizyon, “playstation” ile haşır neşirken, onlar büyümemiş çocuklar olarak devam ettiler çizgi romanlarla hayal kurmaya. Günümüzde de çizgi roman okuyan fanatik çocuklar ya da gençler var elbette. Ama yıllar önceki gibi çok fazla değil. Aslında çizgi roman sektörü aynı değil. Bundan 30 yıl önce bir büfede, gazete bayiinde, kitapçıda ya da sokak arasındaki tezgâhlarda rastlayabileceğiniz çizgi romanlar ya da diğer adıyla resimli romanlar, bugünlerde sayılı kitapçılarda satılıyor. Nedeniyse, artık o ilgiyi görmemeleri. Teknolojinin gün geçtikçe gelişmesi ve gençlerin, çocukların önüne sürülen alternatifler çizgi romanları biraz arka plâna itti. Ama bu teknolojik fırtına da çizgi romanların pes etmesine neden olmadı. Yayıncılar, var olan ve yeni yetişen çekirdek kitleye az da olsa çizgi roman basmaya, üretmeye devam ediyorlar.
Koleksiyon ruhu oluştu
Profesyonel olarak çizgi roman çizer-yazarı olan ve hayatını bunun üzerine kuran Fatih Okta, yıllar önce çizgi roman okurlarının çoğunun gizli kapaklı okuyarak başladığını
söylüyor ve bu durumu şöyle değerlendiriyor
: “Eskiden çizgi roman okumak yasaktı ve bu baskı dönemini birçok insan yaşadı. Kimilerininki sobalara atılarak yakıldı. Sokağa atılan, eskiciye satılan çizgi romanlar oldu. Şimdiki fanatik ama yaşı ilerlemiş okurlar bu durumun acısını çıkarıyorlar. Okumasalar bile ya da anlatılan hikâyeyi bilseler de sadece raflarına koymak için çizgi roman satın alıyorlar. Bir bakıma bu bir intikam şeklini alıyor.” Okta ayrıca eskiden çıkan çizgi romanları koleksiyon ruhuyla alıp, hem okuyup hem kütüphanesine koyan bir kesimin de oluştuğunu belirtiyor ve “Koleksiyon yapan, özellikle İtalyan çizgi romanları toplayan 700-800 kişilik bir grup var. Bu grubun çoğunluğu, çocukluğunda okuyup sahip olduğu çizgi romana yeniden sahip olmak için alıyor. Okumasalar bile, ‘Bu benim koleksiyonumda durmalı’ diye düşünüyorlar. Bu hastalık aslında insanların çocukluğunda başladı” diyor.
Çizgi romanların eski tadı yok
Çizgi romancılar tarafından ‘altın çağ’ olarak adlandırılan, çizgi romanların çok sattığı 1960-1980 yıllarını günümüzde yakalamak biraz zor gibi gözüküyor. Teknolojiyle yarışamaz hâle gelen çizgi romanların güzel örnekleri çok az bulunuyor ve günümüzde de üretilmesine rağmen çizgi romanlar nostâljik bir eleman olarak nitelendiriliyor. Çizgi romanların bu durumundan dolayı çağdışı olmuş ya da geride kalmış bir kültür aracı olduğunu söyleyen yazar Talat Güreli, şöyle konuşuyor: “Eskiden çıkanların şu andaki uzantıları var. Mesela Zagor, İtalya’da aşağı yukarı 43 yıldır yayınlanıyor. Ama eski çizimlerin lezzeti yok. Çok daha usta çizerler var ama bizim kafamızda yarattığımız Zagor gibi çizmeyi hiçbiri başaramıyor. Çocukluğumda beni büyüleyen Zagor gibi değil. Bu onun kötü olduğunu göstermiyor tabii ki. Sadece ona başka bir perspektifle yaklaşıldığını gösteriyor. Konuların uzaktan yakından alakası yok. Eskiden bu meslek para getirirdi ve insanlar çizgi roman işine girerlerdi. Ama artık para getirmiyor ve iyi adamlar artık çizgi roman işine girmiyor.”
Tüm dünyada durum aynı

Ülkemiz başta olmak üzere aslında tüm dünyada çizgi romanlar eski ilgiyi görmüyor. 1980’li yıllara kadar ABD’de çizgi roman satışları 80-90 milyonken, günümüzde 5-6 milyon satıyor ve her geçen yıl daha da kan kaybediyor. Ancak birkaç yıldır Japonya bu konuda müthiş bir atak yaparak çizgi romanların kaleleri denilen ABD, İtalya ve Fransa’yı fethetti. Ülkemizde satış rakamları milyonları bulmasa da, yaşanan altın çağda günümüzden oldukça farklı rakamlar elde edildi. Bu durumun ülkemizde hem Türk hem de yabancı çizgi romanlar için geçerli olduğunu vurgulayan yayıncı İlhan Yılmaz, şunları söylüyor: “Zagor eskiden ülkemizde 50 bin satarmış. 1979’da Tom Braks ilk basıldığında 65 bin basılmış ve buna ek olarak 15 bin baskı daha yapılmış. Kara Murat’ın tirajı 300 bine, Yüzbaşı Volkan’ın se 100 bine ulaşmış. Şu anda ise Kara Murat’ı bassanız, satacağı bile şüpheli. Bu değişen okur profiliyle ve diğer eğlence araçlarının yükselişte olmasıyla alâkalı bir durum.”
Çizgi romanlarda dikkat çekici bir başka unsur ise mizah. Toplumlar arası farklılık gösteren mizah anlayışı, çeşitli dillere çevrilen çizgi romanlarda da büyük önem taşıyan ve okuyucuyu rahatlatan bir durum. Burada çevirmenlerin espri ve mizah anlayışları devreye giriyor ve okuyucuyu güldürebilme görevi onlara düşüyor. Çizgi romanlardaki olaylara mizahi bir yorumla yaklaştığını söyleyen çevirmen ve editör Zeynep Akkuş, Türk toplumuna uyan çeviriyi yaptığını belirtiyor ve “Ben fazla Türkçe kokutmadan ama Türkçe’de de çeviri kokmadan yapmaya çalışıyorum. Konuşanın bir yabancı olduğunu aklımdan çıkarmıyorum ve ‘Burada ben olsaydım ne derdim’ diyerek çeviri yapıyorum” diyor. Çevirideki en büyük sıkıntısının sözleri balonlara sığdıramamak olduğunu da ifade eden Akkuş, etkili ve güzel cümleler kurmaya dikkat ettiğini söylüyor.
Gençler ‘Comics’ okuyor

Çizgi roman okuyan ve çizgi romanla uğraşan gençlerin sayısı giderek azalsa da var olan bir ilgiden bahsetmek mümkün. Gençlerin çoğunluğu Amerikan çizgi romanlarından, yani ‘Comics’ten hoşlanıyor. İtalyan çizgi romanı Fumetti’den, Japon çizgi romanı Manga’dan hoşlananlar da var elbette. Ama Comics sinemayla aynı doğrultuda gidiyor ve bu çizgi romanlar sinemaya uyarlanıyor. Bu da o çizgi romanın satışını artırıyor.
Gençler sadece çizgi roman okumakla kalmıyor, çizimle de uğraşıyor ve ‘fanzin’ çıkarıyorlar. Bu gençlerden biri de Selim Kurt. Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde okuyan Kurt, ‘Klan’ adında bir fanzin çıkarıyor. Çizgi romanlara ve süper kahramanlara çocukluğundan beri ilgi duyduğunu belirten Kurt, Lemanyak, Lombak gibi karikatür dergilerinden etkilendiğini söylüyor. Yıllar sonra kendi çizgi roman grubunu kuran Kurt, 2001’de ‘Kemik Surat’ adlı bir dergi çıkarıyor ve birkaç sayı basıyor. Şimdilerde Klan ile uğraşan ve fanzin çıkarmaktaki amacının kendisini geliştirmek olduğunu belirten Kurt, ilerideki hayalinin yine çizgi roman olduğunu söylüyor. Eskişehir Anadolu ve Maltepe Üniversiteleri’nde Animasyon Bölümü’nün açılmasıyla bu işin daha da profesyonel yapılacağını belirten Kurt, “Okulun etkisi var ama yetenek de olması gerekiyor. Yeteneğini okulla bütünleştirirsen daha güzel çizimler ortaya çıkarırsın. Bir de bu işten keyif almak çok önemli. Çünkü sıkıldığın zaman kaliteyi de düşürüyorsun” diyor.
Çizgi romanlarla gerek profesyonel gerekse amatörce uğraşanlar, daha fazla ilgi için işin okurlarda biteceğine inanıyorlar. Bu durumda genelde top yayınevlerine atılsa da, tek suçlu onlar değil. Çizgi romanlardan yeterince gelir elde edilemediği için fiyatlar yüksek tutuluyor. Çünkü çizgi romanlar ne kadar az basılırsa, birim maliyeti o kadar artıyor ve bu da fiyatlara olumsuz yansıyor. Çizgi romanlar çok basıldığında ise satmıyor ve elde kalıyor. Kısacası bu duruma bir kısırdöngü hâkim oluyor ve içinden çıkılmaz bir hâl alıyor. Ve yıllardır bu tabloyu çizen çizgi roman piyasası kişisel çabalarla da olsa ayakta kalmaya devam ediyor.
Kadınlar çizgi romana uzak

ÇİZGİ roman okurları nesilden nesile, toplumdan topluma değişiklik gösterse de bir farkı daha bulunuyor. Okuyucular cinsiyet farkına göre de değişiklik gösteriyor ve işte tam bu noktada kadınların çizgi roman okumadığı ortaya çıkıyor. Çizgi roman kahramanlarıyla 7 yaşından beri iç içe olan ve şimdilerde eskiden ilgi duyduğu, hayalini kurduğu kahramanların sözlerinin çevirisini yapan çevirmen ve editör Zeynep Akkuş, az rastlanan fanatik kadın çizgi roman okuyucularından. 1999 yılından beri çizgi roman çevirisi ve editörlüğü yapan Akkuş, kadınların çizgi roman okumamasını, toplumumuzda cinsiyetlere rol biçilmesine bağlıyor ve şunları söylüyor: “Toplumumuzda bazı şeyleri sadece erkekler yapar ya da sadece kadınlar yapar diye bir önyargı var. Bazı şeyler belli cinsiyetlere mâl edilmiş. Yüklenen bu rollerden dolayı kadınlar çizgi roman okumuyor. Ama bence burada iş yine kadınlarda bitiyor. Çünkü ben küçücük bir kızken bile bu önyargıyı kırabildiysem, onlar da yapabilirler.” Kadınlarda çizgi roman kahramanlarının iri kaslı, dar ve parlak taytlı, kılıcından ışık saçan kahramanlardan ibaret olduğuna dair bir önyargının da hâkim olduğunu belirten Akkuş, bu düşüncenin de kadınları olumsuz etkilediğini söylüyor.
ASLI DAĞARCIKOĞLU
İ.Ü. İletişim Gazetesi
Yazı kategorisi: Çizgi Roman Yazıları | 2 Yorum »