Çizgi Roman’a ÖLÜÜÜÜM
Yazan: croplatform Nisan 5, 2007
Çizgi Roman’a Ölüm

Çizgi roman okuduğumuz ve okumayı sevdiğimiz için bir alay kişi “pişman edelim onları tugayının” üyeleri gibi peşimizde dolanıyorlar bilmem farkında mısınız? Gün geliyor dergilerimiz soba tutuşturmakta kullanılıyor, gün geliyor kiloyla gazete alanlara satılıyor, hediye ediliyorlar. Bunlara ek olarak okulda öğretmenlerimiz, sevdiğimiz sanat dalının kötülüğü üzerine vaazlar veriyor, eğitim – öğretim kutsi değerleri arasında olmadığını ileri sürerek çizgi roman okumayı günah sayıyor, adam olmuş adamlar dünyasında iş hayatına atıldığımızda cayır cayır yanacağımızı söylüyorlar.
Yazık bize…
Yazık, çünkü bu furyaya kimi zaman Akademisyen, Sanatçı, okumuş adam dediğimiz kişilerden de doğrudan ya da dolaylı olarak katılımlar oluyor. Bu birileri çizgi romana kötü söz söylemiş olma fırsatını asla kaçırmıyorlar. Ve işin kötüsü çizgi roman okuyucusunun bilgi eksikliği onların daha da palazlanmasına neden oluyor.
Çapa çr grubunda editörlük ve senaristlik yaptığım dönemde ücretsiz haber bülteni dağıtırdık. İçinde yeni sayı tanıtımlarımız olduğu gibi makalelerimiz de yayınlanırdı. İşte bu saldırılardan biriyle ilgili yazdığım makaleyi tekrar elden geçirdim.
—
Söz konusu saldırıyı gerçekleştiren kitabın yazarları KORKMAZ ALEMDAR ve İRFAN ERDOĞAN. Kitabın adı: “Popüler Kültür ve İletişim”.

Kişilerin biyografilerini incelediğimizde karşımıza kelli-felli hayat hikayeleri çıkıyor. Bir defa akademisyenler ikisi de, biri yurt dışında yaşıyor, bir ton konferans ve panele katılmışlar, isimleri saygıyla anılıyor, alanlarında uzmanlar v.s. v.s. Açıkçası bunlarla karşılaştığımda geriledim önce. Acaba az sonra bahsedeceğim yorumum yanlış mı diye çok düşündüm. Ancak kitabın çizgi romana ayrılmış olan sayfalarını tekrar incelediğimde orada yazılı olanların şüphe götürmez bir şekilde eksik, yanlış ve art niyetle yazıldığına kani oldum.
Kitaplarının yazılış amacı arka kapakta şöyle özetlenmiş: ”Popüler” tanımından, kapsamından başlayarak, “popüler kültür” tamlamasına ulaşacak ve bunların iletişimle ilişkisini düşünerek okuyacaksınız. Bize “popüler”lik adına dayatılan, tüm yaşamımızı etkileyen her şeyi tek tek ele alıyor bu kitap. Spordan müziğe, giyim kuşamdan yeme içmeye dek yaşamın her alanında, her aşamasında neler “popüler” ve bunlar kültürel yaşamımızı nasıl etkiliyor? Bir şeylerin ardından bilinçli olarak mı koşuyoruz, yoksa koşturuluyor muyuz? Yanıtları, elinizdeki bu kitaptan alın.”
Kitabın arkasındaki bu yazıyı okuyunca feci şekilde harika aydınlatılacağımızı sanıyoruz, ama arka kapaktan iç sayfalara geçince sadece feciyle karşılaşıyoruz. Çünkü, yazarlar çizgi roman konusunda üç kriteri göz önüne almışlar:
1. Ben sevmiyorsam kötüdür
2. Sağdan soldan duyduğum ve tırtıklayabildiklerim yeterli çünkü sevmiyorum
3. Özünde popüler olduğunu kabul eden bir sanat çizgi roman, haydi eleştirelim popüler kötüdür, ha bir de sevmiyorum zaten
Özellikle 3. madde çizgi roman sevmeyen ve entelektüel olduğunu iddia olan kesimin hakarete hareket noktası oluyor. Evet, çizgi roman popüler kültürün bir ürünüdür. Ancak her sanat dalı kadar sanattır ve üretimleriyle, eserleriyle her sanat dalı kadar popüler olmaya hak kazanmaktadır. Kaldı ki her sanat dalı kendisini takip eden, izleyen, okuyan, estetik zevk almak üzere onlardan istifade eden kitleler oranında popülerdir. Çizgi roman da bu noktadan hareketle kahramanın yönelimi, mesajı, türü, ekolü, ideolojisi itibariyle küçük veya büyük gruplar ölçüsünde popülerlik kazanmaktadır. Diğer bir deyişle çizgi roman kavramı tek başına ekollerin, sanatçılarının, içeriklerinin, okuyucularının tamamını tanımlayabilen ve onları tek çatı altında toplayan bir kavram değildir. Teknik olarak evet, ama estetik olarak hayır. Çünkü çizgi roman, beğeni ve estetik zevk bağlamında farklı arayışlara hitap etmektedir. Büyük “S”li Sanat kaygısıyla basılanı da var, küçük “s”li sanat kaygısıyla basılanı da. Tümünü aynı kefeye koymak büyük haksızlık.
Nedense bu gerçekler göz ardı edilerek kitapta çizgi romana aleni bir saldırı gerçekleştirilmektedir.
Yazarlarımız, konuya çizgi romanla kovboyculuk oyununu aynı kefeye koyarak başlıyorlar. Onlara göre “Çoğumuzun çocukluk kahramanları Tom Miks, Teksas, Tarzan, Kinova, Red Kit ve Teks’ti. En çok oynadığımız oyunlardan biri de Kızılderili kovboy olmak idi. Hiç kimse, bunların hiç değilse bize uygun olmadığını söylemediği için, tepkimizin ne olacağını bilemiyoruz.” Kovboyculuk bize uygun değilmiş! Yani eee? Yani uygun oyun, masal ve dans şekliyle nedir bizim için diye soruyoruz kendilerine ve yanıt alamıyoruz. Tamam, katılıyorum, amerikan kültürünün yoğun baskısı altındayız, bununla mücadele etmeliyiz. Ama etkisi altında olduğumuz tek kültür o mu? Haydi amerikan kültürünü ret ettik. Yerine ne koyacağız? Karaoğlancılığı mı, Tarkancılığı mı, En Kahraman Rıdvancılığı mı, neyi? Bizden olanı nasıl tespit edeceğiz. Zira adını andığım kahramanlar da bu defa fazla faşizan bulunabilir. Bu durumda önerilen nedir? Sol tandanslı bir bakış açısıyla “Leningrad’ı silahsız savunanlarcılık” mı oynamalıyız yoksa Hallacı Mansurculuk mu? Ne? Kitap bizi yönlendirmiyor tamam, zaten doğru da olmaz ama aydınlatmıyor da!
Zaten yazarların derdi başka. Yazarlar kulaktan dolmacılığın arkasına sığınmış yer doldurmaya çalışıyorlar. Bir anekdot yazılmış alakasız: Neymiş, İrfan Erdoğan bir öğrenciyi aydınlatmak amacıyla Walt Disney’den örnekle, çizgi romanın faşist (!) düşünce biçimini geliştirdiğini anlatmaya çabalamış, öğrenci de ona “asıl faşist sensin” demiş. Yani, Walt Disney tek başına çizgi roman sanatının temsilcisi olmuş bütün eserler de ona bağlı yaratılmış, hepsi de aynı mesajlı. Peki ya kanıt? O da yazılı; bir sorunun çözümü için kurşunlama, dövme, vurma….
Bu süper anekdotun ardından asıl bilgi yığınağı geliyor, dikkat: Sahtekar, aç gözlü, hırsız, katil, beyaz- anglosakson – protestan ırkçılığının temsilcisi Kinowa’ nın hikayesi anlatılıyor, ama bakınca bu araştırma ürünü (!) tespitlerin gerekçisini bulamıyoruz . Sadece: “Ona hayranlık duyanlara nasıl anlatılabilir ki?” sorusuyla karşılaşıyoruz. Peki ama kitabın amacı neydi? Sadece suçlayıcı tespit(!)leri sıralamanın dışında bu kitap neden yazılmış?
Gelelim yazının devamına . Ya da gelmeyelim. Çünkü bulabilenler açsınlar “EMPERYALİST KÜLTÜR VE W. DİSNEY” kitabının kapağını ve hangi bakış açısına göre neden “o” kitap yazılmışı kendisi okusun , çarpuk çurpuk bilgilenmesin. Bu ne demek derseniz: İki yazar, almışlar DORFMAN ve MATTELART’ın kitabını, pasaj pasaj kopyalamışlar. Pasajlar arasına bir iki “Türkiye’de çocuklarımız da seyrediyor bunları” sözleri ve doldu beş buçuk sayfa. Yazılanlar yanlış değil elbette, çokça doğruları dile getiriyor (en azından belirli bir bakış açısına göre). Latin yazarlar işlerinin ustası, araştırmış yazmışlar. Ve kitabı bir tek yayın ve kuruluşla sınırlamış da yapmışlar bu işi. Yazarlarımız gibi tümden çizgi romana mal ederek değil.
Sonra W.Disney bitiyor, aniden karşımıza “BABAR”la ilgili bir inceleme çıkıyor, yine Ariel Dorfman kaynaklı ve yazı yuvarlak üç beş cümlelik bir paragrafla sona yaklaşır.
Son paragrafta da dehşetengiz bilgiler aktarılıyor. Dorfman ve Mattelart’ın eleştiri biçimine hangi karşı çıkışların olduğu aktarılıyor uzun uzun ve kitapta çizgi romana ayrılan bölüm bitiyor.
Şimdi, alıntı yapılan bölümlerde, Dorman ve Mattleart’ın W. Disney ürünleri üzerine yaptıkları incelemeden azlı çoklu bir çok bilgi aktarılıyor. Bu tamam. Peki Alemdar ve Erdoğan ikilisinin hedefiyle edimleri arasındaki farkları ne yapacağız? Kitapta çizgi roman sadece amerikan tandanslı ele alınmış ve yerden yere vurulmuş. Dünyanın kalanındaki çizgi roman sanatı tamamen dışarıda tutulmuş ve W. Disney kaynaklı tek bir tür vardır gibi sunum yapılmış. (Gerçi yazarlardan biri Amerika’da yaşadığı için olsa gerek ve tabii türk olması da buna etken, at gözlüklü bir entelektüellikten öteye geçememiş. Şimdi sorsan aynı tür yerli malı enteller “bunlar sadece bizim ülkemizde olur” der her olaya. Ama dünyadan bir haberdir. Yazarımız da Amerika’da yaşadığına göre her şer orada olacaktır… Tv, yarışma, haberler, spor, oyuncaklar, alayı amerikan menşelidir ve kötüdür, popülerdir, ıyyy…)
Özetle, bahsi geçen kitapta çizgi romana dair bölümü okuyan kişilere ne sorgulatıcı, ne de aydınlatıcı bir yol yöntem ya da bilgi sunulmuş değil. Hatta çizgi romanı sevmeme eğilimi olan birini çizgi romandan daha da soğutabilecek içerik söz konusu bölümde. Tabii oradan buradan derlenmiş alakalı alakasız bilgilerin kafa karıştırıcılığı sonucu okuyucuya “HA?” sorusunu sorduran düzensizlik de ayrı bir dert. İkili bu sallapati bölümü içlerine sindirebilmişler midir, bilmiyorum ve sanırım umursamıyorum.
Umursadığım tek şey, çizgi roman okuyucusu olarak bu tarz saldırılara ve bilgisizliklere karşı mücadele etmemiz gerektiği gerçeğidir sadece.
Not: Kitabın diğer bir çok bölümünde aynı şey yapılmış. Birilerinin çalışmalarından alıntılar yapılmış, özetler sunulmuş adı da kitabı biz yazdık olmuş.
Yazan: Ümit Kireççi
Nisan 22, 2007 24
Yazan arkadaşın eline sağlık. eleştirdiğin kitabın hangi eksik zihniyet tarafından yazıldığını çok iyi tahmin edebiliyorum. ve bana günümüzün bazı halk adamı olmaya çalışan politikacı kesminin genel yanlışlardan oluşan yorumlarına benziyor. ya böyle bir iki kişi karşıma çıkmıyor ki onlara gerekli bir hassasiyetle yaklaşıyım, ağızlarını yüzlerini….
Mayıs 4, 2007 24
İrfan Bey hakkında bilgim yok ama Korkmaz Alemdar doçent olduğu dönemlerde “iletişim” konulu derslerimize girmişti üniversitede. Makalede sözü edildiği gibi bu genç cevher öğretici (!)yine aynı yöntemle çeşitli kitaplardan derlediği çalışmalarıyla (!) şu anda profluk ünvanını takmış kasım kasım kasılıyordur. Yabancı araştırmacıların batı toplumları üzerine yaptığı değerlendirmeleri sanki evrensel kurallarmış gibi iletişimin gerçekleri olarak bize ezberletmeye çalışıyordu. Tabii ki kendi toplumumuzdan ve yaşam tarzımızdan kopuk bu teorilerden birşey anlamıyor, bir yerlere koyamıyorduk. Hatta bir gün 30 kişilik sınıfımızda bizlere ezberlediği bir takım teorileri aktarırken konu üzerinde bir değerlendirme yapmamızı ve düşüncelerimizi söylememizi istemişti. Sınıftan hiç ses olmayınca “öyle inek gibi bakarsınız” diye kızgınlığını dile getirmişti. Var ya şu anda tekrar üniversitede öğrenci olmayı arzulamamın tek nedeni, Korkmaz Bey ve gibilerine ağızlarının payını verebilmek içindir. Yahu 12 Eylül gibi bir ortamdan çıkmış, tek oyuncağı olan siyaset elinden alınmış, tu-kaka bir gençliktik. Sen kalkmış Weber’in 1800 lü yılların sonlarında yazdığı toplumsal değerlendirmeleri ve iletişim tanımları üzerine bizden yorum bekliyorsun… Yuh yani… Sadece sessiz kaldığımıza dua etsin Korkmaz Bey. Ne yazık ki Korkmaz Beyler tek değil. Üniversitedeki eğitim sistemimizin bu denli ülkesine ve değerlerine yabancılaşmış olmasının sorumluları, yabancı eserlerden tornistan tezlerle doçentlik, profluk kapan bu güruhtur. O zaman söyleyemedim Korkmaz Beycim, “o sırada bir aynaya bakıyordun”…