Büyülü Rüzgar 56 (Megico Vento 56)
Yazan: croplatform Haziran 11, 2007
Büyülü Rüzgar 56 (Megico Vento 56)
Altın Çemberin Süvarileri
“I Cavalieri del Cerchio D’oro”
Öykü-Senaryo: Gianfranco Manfredi
Çizim: Barbati & Ramella
Kapak: Friesenda
Lal Yayınları
Öyküsü:
Gizli servis ajanı Little Boy, Büyülü Rüzgar’la Poe’yu bir olayı çözmek üzere yardıma çağırmıştır. Ancak bu olayın çözümü için gizli servisten onay almamıştır. Oregan’da çoğalan ırkçılık hareketleri eşitlik haklarına sahip Zenci, Uzak Doğulu ve diğer göçmenleri hedef almış zararlar vermeye başlamıştır. Little boy, Oregon’un o bölgesinde söz sahibi olan zenci dostu George’un çağrısına yanıt vermeyi amaçlamaktadır. Ancak siyasi kademeler, bir tür mafya ve iş adamları birlikteliği işleri zorlaştıracak gibidir. Altın Çember Süvarileri adlı silahlı grup da bu zorlukları arttırmak üzere cinayetten saldırıya her tür pisliği yapmaya kararlıdır. Şerif iyi niyetli de olsa manipule edilmeye müsait bir adamdır ve hangi tarafın haklı olduğunu idrak edememektedir. Buna karşın artık şiddetle mücadelenin barışla olmayacağını anlamış olan George savaşmak üzere yandaşlarının çalıştırılmasına karar vermiştir.
Yorum:
Belki de son zamanlarda gördüğüm en güzel kapak söz konusu. Büyülü’nün biraz geometrik kalışını göz ardı edersek gelmiş geçmiş en aksiyon dolu kapak bu sayının kapağı diyebilirim. Ayrıntılar, detaylar, gölgeler, alevler, silahlar… Yayınevinin logoso, barkod, yayının ismi, üstteki mavi, sağ alttaki sayı… Hiç biri resmi bozmamış, muhteşem bir uyum yakalanmış. Sadece Friesenda’yı değil, resmi bozmayan başarılı yayınevi grafikerlerini de kutlamak lazım bana göre. Sonuçta orjinali nasıl olursa olsun resmin görünmesini veya görünmemesini sağlayan baskı kalitesinin yanı sıra grafikerlerin sağ duyuları ve yetenekleri oluyor. Özetle kapak muazzam! Özellikle de ön planda duran adamın çarpık dişleri; ki beslenme alışkanlıklarından bakım merakına, yaptığı işe uygunluğundan karakterine kadar bir çok ip ucu veriyor bu dişler, veeee sağ elinde tuttuğu silahın tetiği çekilirken hafifçe titrediğini duyumsatan el,kolvesilah etrafındaki füluğluk kesinlikle her an harekete geçecek bir film karesine baktığım hissini uyandırdı bende.
Bunu dışında bu öykünün başarılı bir polisiye olduğunu söylemek yanlış olmaz. Oyun içinde oyun şeklinde süren bir soruşturmanın hemen her başarılı ayak oyunu kullanılmış bu macerada. Gizem, gizemli çete reisleri, ironik bilgilendirmeler (okuyucunun bildiği ama kahramanın bilmediği detaylar ve kahramanın onlara ulaşma çabasını izlemenin heyecanı), o dönemin sosyal hayatına ait gerçekçi ayrıntılar; ki inandırıcılığı arttıran bir faktör, veee bir sonraki sayıya bırakılan merak unsuru… Bu sayıyı iyi yapan bir çok unsuru böyle özetleyebiliriz ancak belki de asıl dikkat edilmesi gereken başlıca unsur “sosyal hayat” unsurudur.
Bir çok sayısında olduğu üzere Manfredi Büyülü Rüzgar’da belgesel nitelikte bilgileri okuyunun karşısına sunuyor. Ama bu defa tarihi belgelerde geçenleri değil, basit sokak ve gündelik hayatın gerçeklerini döküyor ortaya.
Daha 6. sayfada karşımıza bir yolcu treni çıkıyor. İnsanlar trenlerin tepesinde, her yerinde yolculuk ediyorlar. Nedenleri de elbette anlatılıyor bu göçlerin. Sonra trenden inenlerin detaylarıyla çizildikleri görülüyor. Kılıklar, kıyafetler… Hepsi de başka bir kıtanın farklı insanları.
Lokanta penceresinden bakan açlar, soğuk havada istasyon çevresindeki yaşayışları ve onlara açılan kapılarla içeri dalan aç insanların girişleri… Ekonomik yokluk daha nasıl anlatılabilir? Ve tabii “Batıya Göç” Milyonlarca kişiye bedava toprak ve ev yazılı broşür…
Little boy’un yanında taşıdığı Altın Tüfek. Zenci birinin kazandığı taşıyabildiği bir nesne. Irkçılıkla ilgili harika bir metafor.
Renkli amerikan vatandaşların yaşadıkları huzur dolu topraklar ve kültürlerini sürdürebilme imkanları sunuluyor 20 sayfadan itibaren kısa bir flashbackle. Hem de işin kolayına kaçılarak cümlelerle değil, babalar gibi çizimlerle, hareket halindeyken.
Irkçıların saldırısı ve insanların aczi, sevgileri, fedakarlıkları, ölümleri, özgürlük tutkuları…
Sayfa 35 ve karşımıza Tazı yarışları çıkıyor. Veli Efendi Hipodromundan onyıllar öncesi ve kapalı tribün, güzel kıyafetli yarış severler, kalabalıkta buluşan mafyatikler (hep böyleymiş demek).
Cenaze, inanç, cenaze töreninin şekli yine o döneme ait hoş bir ayrıntı. 41. sayfada üşenilmeden geniş bir meydan ve kalabalığın aldığı pozisyon çizilmiş.
Buna karşın öldürülen bir ırkçının barda başında içki içilen tabutu da unutulmamış ilerleyen sayfalarda. Kişiler ne için ve nasıl yaşıyorlarsa o şekilde uğurlanıyorlar sevenleri tarafından.
Klasik “haydi katil zenciyi asalım” galeyanı.
Yaşlı ve etkin olmaktan uzak Şerif. O yaşta ya yılgın olunur ya da bilge. Bu hayli yılgın biri. Bu sayede de kasaba almış başını gitmiş.
Salon’da gerçekleşen olaylara da değinmek gerekir. Her tipte erkek; kılık kıyafetlerinden ne iş yaptıklarını anlamak mümkün, ve servis kızları sahneleri son derece gerçekçi. Hatta şişmanlamış ama hala kadınsı çekiciliğini kaybetmemiş olan garson kadın. Açıkçası sadece spagetti westernlerde görülebilecek kadar gerçek bir ayrıntı bu kadının varlığı. Sonuçta sadece çıtır minik kızların o salonlarda çalıştığını söylemek zor. Yaşlanınca da işlerini sürdürdükleri bir gerçek. Bu sahnelerde bu gerçeklik artıyor da artıyor.
Ölen ırkçının evinde yapılan araştırmada gözümüzün önüne serilen “bekar serseri erkek hanesi” ayrıntıları da son derece doğru ele alınmış. Günü birlik yaşayan bir adamın düzenden uzek ve öylesine kullandığı ev başarıyla çizilmiş. Zaten bu tarz bir özen de polisiyenin inandırıcılığını arttırıyor.
Yine Şerif’in odası (sayfa 84) Şerif hakkında onlarca ip ucu veriyor okuyana. Yılgın da olsa asil ve onurlu bir tarafı var bu adamın dedirten düzen ve eşya dekorasyonu yaşlı adamı sempatik kılıyor. Oyuniçinde oyun kurgusu gereği Şerif’in hangi tarafta olduğu anlaşılmasa da adamı sevdirecek çok şey çıkıyor karşımıza.
Veee Little Boy’un izinsiz araştırması devlet kademelerinde yankı buluyor. Gerçekçilik resmi düzeyde de onaylanıyor bu sayıda. İzinsiz iş yapılamıyor ajanlar tarafından o dönemde de.
Ek bilgiler:
Bu sayıda eski uzak doğulu bir dostla karşılaşıyoruz.
Avukatlığın amerikada her zaman iki yüzlü bir iş olduğu hatırlatılıyor adeta.
Karakterizasyon muhteşem. Belki de en iyi karakter çalışması. Her kişi kendi karakter yapısına uygun giyiniyor, ugun hareket ediyor, uygun konuşuyor, uygun muamele görüyor ve uygun değerlendiriliyor.
Ve çizim de oldukça başarılı. Yukarıda anlattığım gibi detaylar hiç atlanmamış, üşenilmeden çizim yapılmış ve her karede olağanüstü emek sarf edilmiş. Mimari, ışık oyunları, anlatılan sahnenin duygu yoğunluğuna uygun çinileme v.s. Çizim tek kelimeyle harika bu sayı.
Sonuç:
Bir sonraki sayının kapağında “NİNJA” gördüm. Öykü ismi de “Görünmez Düşman”! Polisiye kurguyu bozmadığı sürece her yeniliğe açığım. Dilerim böyle bir sayının devamı da bir sonrakiyle taçlanır ve anlık buluşların gölgesinde kalmaz. Ayrıca seriyi okumaya başlamamış olanlar varsa bu sayı başlamak için uygun. Belki öyküyü anlama konusunda yetersiz de kalsa bu sayı çizgi, kapak ve senaryo noktalarında oldukça doyurucu olacaktır.
Ümit Kireççi
www.resimliroman.net’den alıntıdır.
Yazı kategorisi: Tanıtım yazıları | Yorum Yok »