:: Çizgi Roman Okurları Platformu ::

http://groups.yahoo.com/group/croplatform/

Arşiv 'Tanıtım yazıları' Kategori


Akdeniz’in Turuncusu - Ali Selçuk

Yazan: onza Ağustos 8, 2007

Geçen ay kitapcıları dolaşırken yeni yayınlar arasında rengi sayesin gözüme takıldı Ali Selçuk’un çizgi romanı. Garip, o ana kadar hiç bir yerde haberini okumadığımdan hemen atladım kitabın üstüne. “Ali Selçuk” eski Gırgır çizeri değilmiydi yahu yoksa karikatür albümü içinmi yaptım tüm bu heyecanı derken sayfaları çevirince Ali beyin harika bir çizgi roman eseri yaratığını gördüm. Fiyatıda güsel 10 ytl, hemen aldım tabii :). Kısaca özetlersek ” Tunus-Marsilya-Niş üçgeninde gelişen politik entrikanın öyküsü.” FAzla kısa oldu :) Siyah-beyaz, büyük boy, kuşe :) Herkese tavsiye ederim arkadaşlar.

Ben DnR ve İnkılab dükkanlarında gördüm eseri, DnR’dan aldım. Aynı zamanda bir cok online kitap satışı yapan sitede de var daha uçuz fiyatlarla üstelik.

İyi okumalar.

OZAN

Yazı kategorisi: Tanıtım yazıları, duyurular | Yorum Yok »

BLACK ADAM’a yeni bir hayat

Yazan: croplatform Ağustos 4, 2007

..  BLACK ADAM’a yeni bir hayat  

  

 

Dc Comics‘in 52 week serisinin 50. sayısıyla birlikte yayımladığı 4 sayılık bir mini-seri.

 


Konusu; 52 week serisinde eşi ve kardeşi öldürülen Black Adam bunun intikamını almak için onları öldüren The Fourth Horseman of Apokolips‘i yaratan çılgın bilimadamları grubu olan Science Squad (lideleri dr. Sivana) peşine düşer ama sounda yakalanır ve bazı deneylere tabi tutulur bundan JSA‘nın yardımıyla kurtulur ve bütün dünyaya karşı tek başına savaş açar.


 

Black Adam hakkında biraz bilgi vermek gerekirse asıl ismi Teth-Adam‘dır Shazam‘in 5000 yıl önce  mısırda ki şampiyonudur. Güçlerini direkt olarak mısır tanrılarından alır captain marvelden çok daha deneyimlidir ve güçlerine hakimdir. Kahndaq isimli ülkenin kralıdır ve halkı tarafından çok sevilir.

 

Day of vengeance serisinde Spectre Kahndaq‘ı yoketmeye çalışır Black Adam Spectre‘yi durdurmaya çalışır ama başarılı olamaz sonunda Atom Smasher Kahndaq‘ı kurtarabilmek için kendisini öldürüp Kahndaq‘ı terk etmesini ister ve bunu başarır da Black Adam güçlerini kullanarak Atom Smasher‘i tekrar hayata döndürmeye çalışır ancak başarılı olamaz.

 

 

SPECTRE

 

 

 

52 week serisinde Isis isimli bir kadınla evlenmiş kardeşi Osiris ölmek üzereyken kendi gücünün bir kısmını ona vermiştir ( artık Osiris Black Adam dediği zaman sihirli yıldırım ona black adam’i güçlerini vermektedir) böylece Black Marvel ailesi kurulmuş olur ama daha sonra Science Squad‘ın yarattığı yaratıklar tarafından Osiris ve İsis öldürülür Black Adam‘da bunun intikamını bütün dünyadan alır.

 

1. sayı (A Call To Arms)’da Black Adam Bialya şehrinde milyonlarca insanı öldürür onu durdurmak isteyen Martian Manhunteri, Captain Marvel ailesini saf dışı bırakır, kendisini durdurmaya çalışan özel askerleri, uçak gemilerini parçalar.

2. sayı (The Valiant)’da Supergirl 31. yy’dan günümüze geri döner, Black Adam italya/pisa’da süperkahraman grubu olan Doom Patrol ile savaşır onları da yener daha sonra Avustralya/Sidney’i yerle bir eder. Aquaman ise yeryüzü şehirlerini kaplayan suları sihirli elini kullanarak geri çeker.

3. sayı (Hell Is For Heroes)’da Black Adam Teen Titans ile savaşır hepsini yener Young Frankenstein‘ın kollarını koparır ve Terra‘yı öldürür, Martian Manhunter ise dedektiflik yaptığı zamanlarda ki bir arkadaşını ziyaret eder eski ofisini havaya uçurur ve oradan uçarak uzaklaşır.

 

4. sayı (United We Stand) da artık bütün JSA ve JLA üyeleri Black Adam‘ı durdurmaya çalışırlar ama hiçbiri başarılı olamaz sonunda Captain MarvelZatanna ve Phantom Stranger‘ın da yardımıyla Black Adam‘ı gücünü aldığı sihirli kelime olan Shazam‘i değiştirir ve gönderdiği son yıldırımla Black Adam ortadan kaybolur.

 

 Phantom Stranger

 

52 week serisinin 50. sayısında Black Adam‘ın Çin’in süper kahraman grubu ile savaşıp hepsini yendiğini, güçlerini kaybedişini görüyoruz sayının sonunda Black Adam‘ı normal insan formunda Kahndaq sokaklarında dolaşırken görürüz.

 

52 week serisinden sonra başlayan Countdown serisinde Black Adam‘ı tekrar eski halinde  görürüz, güçlerini geri kazanmıştır ama artık yeterince uzun yaşadığını söyler ve güçlerini Mary Marvel‘e verir Black Adam‘ın yeni sihirli sözcüğü “sorry“(üzgünüm)’dir.

 

Black Adam‘ın yeni sihirli kelimeyi buluşu ve 52 week serisi ile Countdown serisi arasında ki zaman da ne yaptığı ağustos ayında başlayacak 8 sayılık Black Adam-Dark Age serisinde anlatılacaktır.

 

^

52 WEEK 

 

Yazan: Peter J. Tomasi
Çizenler: Doug Mahnke ve Christian Alamy
Cover: Mahnke

 

 BLACK ADAM

 

Çeviren -Derleyen: sealth

  

Yazı kategorisi: Tanıtım yazıları | Yorum Yok »

Türkiye’de İlk Manga: Yalınayak Gen

Yazan: croplatform Temmuz 17, 2007

YALINAYAK GEN

1. Kitap

Hiroşima’nın Hikayesi

Eser: Keiji Nakazawa

Türkçeleştiren: Levent Türer

Editör: Cihan Demirci

Düzelti: Perçem U. Yıldızbaş – Burhan Düzçay

Yayına Hazırlayan: İlke Aykanat Çam

Birinci basım: Haziran 2007

  

TUDEM

 www.tudem.com  

TÜRKİYE’DE İLK MANGA

Belki de onlarca yıldır özlemi duyulan ve meraklıları tarafından çekilen Türkçe manga okuma hasreti bu yayınla sona eriyor. Bu güne kadar manga sayılabilecek tek örnek İthaki’nin yayınladığı Masashi Tanaka‘nın şaheseri “GON”’un kısa bir öyküsü olmuş, ancak okurun beklentisi karşılanamamıştı. Çizgi roman basan yayınevlerinin bu özleme verdikleri yanıt bu saate kadar “çok telif, çok baskı zorunluluğu, Japonlar izin vermiyor” gibi şeyler oldu. Ancak görünen o ki manga’nın çizgisel Amerikan versiyonlarını basmanın ötesinde manga’nın kendini basmak da pekala mümkünmüş. Yalınayak Gen, ülkemizde bir ilk. İşin güzel tarafı iyi ve içeriğiyle güçlü ve kaliteli bir ilk.                                                               

                                                             GON  

ÖNCE MANGA’YI TANIYALIM

  

Dünyanın her yerinde çizgi romana farklı isimler verilmiştir. Comics Amerika, Funnys İngiltere, Fumetti İtalya, Çizgi Roman Türkiye’de bu sanata verilen isimken Japonya’da Manga’dır. Kavramın kökeniyle ilgili, “İlginç olan şudur ki, geniş kitlelere yayılabilecek kadar bol sayıda ve ucuz, aynı zamanda düzgün aralıklarla (aylık) çıkan çizgi romanları, ilk kez 1920’lerde Japon’lar gerçekleştirmiştir… Bu yayınların çocuklar tarafından çok beğenilmesi, özel kütüphaneler kurulmasını gerektirmiştir. Bu kütüphaneler bugün de Japon çizgi roman sanatını ifade etmek için kullanılmakta olan Manga kavramının atası olan “Kashibonya manga” diye adlandırılmışlardır” diyor Prof. Dr. Nilüfer TuncerÇizgi Roman ve Çocuk” adlı araştırma kitabında.

  

Özellikle Amerika ve Avrupa çizgi roman dünyası uzun bir süre Manga’dan habersiz kaldılarsa da ilk tanışmaların ve ilk şokların ardından bu ekolü tanımlama ihtiyacı hissettiler. Özellikle de Anime adı verilen Japon Çizgi Film türünün dünyada çok tutulmasıyla birlikte sanatçılar bu çizim tarzından etkilenirken Kuramcıları da tanımlamalar yapmaya çabalamışlardır. 

 

  

Son dönem çizgi roman kuramcılarından Mc Cloud, “Understanding Comics” adlı kuramsal çalışmasında batı çizgi romanıyla Manga’yı kıyaslarken “Japon mangaları bir yere gelme hareketinden çok bir yerde olma durumunu vurgular ve çizgi roman burada başka herhangi bir yerde olmadığı kadar sanattır” demiştir (Başak Önsel makalesinden, Serüven).

  

İşin komiği kuramcılar ve araştırmalar bir yana bırakılırsa ve manga okurlarının sayısı araştırılırsa inanılmaz rakamlarla karşılaşılır. Başta Japonya olmak üzere dünyanın her yerinde (ve nihayet bizde) manga okurları çok fazladır. Japonya’da çizgi romana verilen önemi anlamak için yine belgelere değil sokaklara bakmak yeterli olacaktır. Metro giriş ve çıkışlarında bekletilen özel kutularda mangalar değiş tokuş edilebilmektedir. Okunan kutuya atılır, okumak için herhangi bir manga alınır ve gidilir. Bizdeyse çizgili her şey Teksas-Tommiks olarak adlandırılarak aşağılanırken koskoca bir sanat maalesef göz ardı edilir.

  

YALINAYAK GEN’İN ÖYKÜSÜ

  

Öykü aslında metaforik olarak Gen’in, daha doğrusu yazar ve çizer Keiji Nakazawa’nın başından geçiyor. Diğer bir deyişle bir otobiyografinin yeniden kurgulanması.

  

Günlerden bir gün Gen ve ailesinin yaşadığı şehre Amerikalılar kocaman bir bomba atarlar. II. Dünya Savaşı sonunu getirecek olan atom bombası Gen ve annesi (Keiji ve annesi) hariç tüm diğer aile bireyleriyle birlikte yüzbinlerin ölümüne yol açar. Bombanın öncesi, sırası ve sonrasının anlatıldığı bu eserde büyük bir mücadele ve insanlık dramı işlenmiş.

Aileniz gözünüzün önünde yanarak can verirse ——–>

 

                ^

Bombanın  hemen sonrası: Küçük Çocuk patlamış yakıp yıkmıştı

  

KİTABA DAİR NOTLAR

TUDEM büyük bir sürpriz yaparak Türkiye’de bir ilke imza atıyor, Manga yayınlıyor. Bunu yaparken de çizgi romanı çok ciddiye aldığını her sayfasında gösteriyor.  

 

 

Kitap, çizgi romana giriş yapmadan önce Pulitzer ödülü sahibiMAUS” eserinin yaratıcısı Art Spiegelman’ın önsözüyle başlıyor, eserin sahibi Keiji Nakazawa’nın notuyla sürüyor, Gen Projesi Koordinatörü Namie Asazuma’nın yazısıyla devam ediyor.

  

Belki önsözleri ciddiyet konusunda yeterli bulmayanlar olacaktır ama bu önsözler insanlık dışı uygulamaların ve insanlık dramlarının Uzakdoğu ve Batı Avrupa’daki yansımaları olan eserleri üretmiş sanatçıların bir eserde buluşmaları bakımından hayli önemli. Bununla birlikte dünya barışı ve nükleer karşıtı bir hareket haline gelmiş olan Yalınayak Gen eserinin “Gen Projesi” bilgilerinin aktarılması da oldukça umut verici.

Bu arada çizgi filminin (anime) de çekildiğini belirtmekte yarar var:

    

İZLENİMLERİM

  

Önsözleri okumadan önce esrin kendisini okuma alışkanlığımı yineledim kitabı okurken ve ilk elden şununla karşılaştım: Faşist ve militarist bir Japonun kafasına bombayı yiyince bir anda haksızlığa uğramışlığı inancı yoktu çizgi romanda. Daha sonra Art Spiegelman’ın önsözünde de bu tespitimin onaylandığını görerek sevindim. Hatta yazarın notunda, yazarın savaş karşıtı bir aileden geldiğini öğrendiğimde II. Dünya Savaşının bize tek yanlı olarak sunulan belgelerindeki “militarist Japon” dayatmasının dışında barış taraftarı Japonlar olduğunu da öğrendim.

  

Baskı kalitesi için söylenecek tek söz var: Çok başarılı!

  

Yayınevi çizgi romanı o kadar ciddiye almış ki hiç üşenilmeden efektlere kadar her şey Türkçeleştirilmiş. Çizgi roman basan yayınevlerinin pas geçmeyi tercih ettiği efektler Japonca bırakılmamış: Bırr, hırr, çaat, rap, şangırt, zaaart gibi efektler herhangi bir çizim görülmeden bile okuyan türk çizgi roman okurunun aklında bazı hareket ve eylemleri canlandırmada yeterli oluyordur şüphesiz. Efektlerin dışında Türkçeleştirilen diğer şey de bayrak, ilan ve afiş yazıları. Orijinal yazılar çizim içinde olduğu gibi bırakılmışken kareler arasındaki boşluklara Türkçeleri yazılmış. Bu şekilde kitabın çizgi öğeleri sanatçının becerisiyle okura ulaşırken yazıların çevrilmesiyle okurun metne ve esere tümden hakim olunması sağlanmış.

Bu arada değinmeden geçemeyeceğim, eserin evrensel çizgi dili oldukça başarılı ve anlaşılır da olsa balonlar içerisinde yer alan diyalog, monolog ve kafa sesleri mizah çizgi romanı düzeyinde kabalaşmadan sokak diline (konuşma diline) çevrilebilmiştir. Akıcı ve anlaşılabilir bir dil yapısı edebi ve sıkıcı olabilecek yapıyı kırmıştır. Bu şekilde dramatik sanatların akıcı yapısı dille desteklenmiştir. “dur bakim”, “pataklıycam”, “delirdin mi ya”, “gidicem” sadece bazı örnekler. Özelle “Off” ve “ya”ların kullanımı dili inanılmaz gerçekçi kılmış. Konuşanlar bir anda canlanıyor, iki boyutlu resimler olmaktan kurtuluyorlar.    

 

 

Ve TUDEM’in en sağduyulu uygulaması: 15 yaş ve üstü ibaresi!

Belki de bu güne kadar çizgi roman basan yayınevlerince bu uygulama yapılsaydı yanlış yaşa yanlış çizgi roman alan, veya çocuğunun elinde görerek dehşete düşen yüzlerce anne ve babanın çizgi roman karşıtı olması engellenebilirdi. TUDEM’in bu uygulamasının da bir ilk olarak yaygınlaşmasını dilerim.

  

SON OLARAK

  

Tam ülkemizde Manga basıldığı için sevinirken Art Spiegelman’ın önsözüyle daha büyük bir sevince boğuldum. Ama daha kitap elime ulaşmıştı ki ve önsözü görmüştüm ki internette paylaşıma sunulan bir haberde Yalınayak Gen’in ödül aldığını öğrendim. Fransa’da ilk kez dağıtılan Prix Asie de l’ACBD ödülü Fransız yayıncı Vertige Graphic’e, “Gen d’Hiroshima” çizgi roman serisini tam olarak yayınlamasından dolayı verilmiş

(kaynak: www.resimliroman.net).

  

Kitabın hazırlanmasından ve elbette basılmasından sonra gerçekleşen bu ödül maalesef kitabın basımına yetişemedi. 3000 yapılan ilk baskının hemen tükenmesini diliyor, arka kapakta Art Spiegelman, Pulitzer Ödülü Sahibi yazarken ön kapakta “Prix Asie de l’ACBD ödüllü çizgi roman” ibaresinin yazılı oduğu ikinci baskıyı şimdiden bekliyorum.

  Ümit Kireççi  

Yazı kategorisi: Tanıtım yazıları | 8 Yorum »

Büyülü Rüzgar 56 (Megico Vento 56)

Yazan: croplatform Haziran 11, 2007

Büyülü Rüzgar 56 (Megico Vento 56)
Altın Çemberin Süvarileri
“I Cavalieri del Cerchio D’oro”
Öykü-Senaryo: Gianfranco Manfredi
Çizim: Barbati & Ramella
Kapak: Friesenda

Lal Yayınları

 

Öyküsü:

Gizli servis ajanı Little Boy, Büyülü Rüzgar’la Poe’yu bir olayı çözmek üzere yardıma çağırmıştır. Ancak bu olayın çözümü için gizli servisten onay almamıştır. Oregan’da çoğalan ırkçılık hareketleri eşitlik haklarına sahip Zenci, Uzak Doğulu ve diğer göçmenleri hedef almış zararlar vermeye başlamıştır. Little boy, Oregon’un o bölgesinde söz sahibi olan zenci dostu George’un çağrısına yanıt vermeyi amaçlamaktadır. Ancak siyasi kademeler, bir tür mafya ve iş adamları birlikteliği işleri zorlaştıracak gibidir. Altın Çember Süvarileri adlı silahlı grup da bu zorlukları arttırmak üzere cinayetten saldırıya her tür pisliği yapmaya kararlıdır. Şerif iyi niyetli de olsa manipule edilmeye müsait bir adamdır ve hangi tarafın haklı olduğunu idrak edememektedir. Buna karşın artık şiddetle mücadelenin barışla olmayacağını anlamış olan George savaşmak üzere yandaşlarının çalıştırılmasına karar vermiştir.

Yorum:

Belki de son zamanlarda gördüğüm en güzel kapak söz konusu. Büyülü’nün biraz geometrik kalışını göz ardı edersek gelmiş geçmiş en aksiyon dolu kapak bu sayının kapağı diyebilirim. Ayrıntılar, detaylar, gölgeler, alevler, silahlar… Yayınevinin logoso, barkod, yayının ismi, üstteki mavi, sağ alttaki sayı… Hiç biri resmi bozmamış, muhteşem bir uyum yakalanmış. Sadece Friesenda’yı değil, resmi bozmayan başarılı yayınevi grafikerlerini de kutlamak lazım bana göre. Sonuçta orjinali nasıl olursa olsun resmin görünmesini veya görünmemesini sağlayan baskı kalitesinin yanı sıra grafikerlerin sağ duyuları ve yetenekleri oluyor. Özetle kapak muazzam! Özellikle de ön planda duran adamın çarpık dişleri; ki beslenme alışkanlıklarından bakım merakına, yaptığı işe uygunluğundan karakterine kadar bir çok ip ucu veriyor bu dişler, veeee sağ elinde tuttuğu silahın tetiği çekilirken hafifçe titrediğini duyumsatan el,kolvesilah etrafındaki füluğluk kesinlikle her an harekete geçecek bir film karesine baktığım hissini uyandırdı bende.

Bunu dışında bu öykünün başarılı bir polisiye olduğunu söylemek yanlış olmaz. Oyun içinde oyun şeklinde süren bir soruşturmanın hemen her başarılı ayak oyunu kullanılmış bu macerada. Gizem, gizemli çete reisleri, ironik bilgilendirmeler (okuyucunun bildiği ama kahramanın bilmediği detaylar ve kahramanın onlara ulaşma çabasını izlemenin heyecanı), o dönemin sosyal hayatına ait gerçekçi ayrıntılar; ki inandırıcılığı arttıran bir faktör, veee bir sonraki sayıya bırakılan merak unsuru… Bu sayıyı iyi yapan bir çok unsuru böyle özetleyebiliriz ancak belki de asıl dikkat edilmesi gereken başlıca unsur “sosyal hayat” unsurudur.

Bir çok sayısında olduğu üzere Manfredi Büyülü Rüzgar’da belgesel nitelikte bilgileri okuyunun karşısına sunuyor. Ama bu defa tarihi belgelerde geçenleri değil, basit sokak ve gündelik hayatın gerçeklerini döküyor ortaya.

Daha 6. sayfada karşımıza bir yolcu treni çıkıyor. İnsanlar trenlerin tepesinde, her yerinde yolculuk ediyorlar. Nedenleri de elbette anlatılıyor bu göçlerin. Sonra trenden inenlerin detaylarıyla çizildikleri görülüyor. Kılıklar, kıyafetler… Hepsi de başka bir kıtanın farklı insanları.

Lokanta penceresinden bakan açlar, soğuk havada istasyon çevresindeki yaşayışları ve onlara açılan kapılarla içeri dalan aç insanların girişleri… Ekonomik yokluk daha nasıl anlatılabilir? Ve tabii “Batıya Göç” Milyonlarca kişiye bedava toprak ve ev yazılı broşür…

Little boy’un yanında taşıdığı Altın Tüfek. Zenci birinin kazandığı taşıyabildiği bir nesne. Irkçılıkla ilgili harika bir metafor.

Renkli amerikan vatandaşların yaşadıkları huzur dolu topraklar ve kültürlerini sürdürebilme imkanları sunuluyor 20 sayfadan itibaren kısa bir flashbackle. Hem de işin kolayına kaçılarak cümlelerle değil, babalar gibi çizimlerle, hareket halindeyken.

Irkçıların saldırısı ve insanların aczi, sevgileri, fedakarlıkları, ölümleri, özgürlük tutkuları…

Sayfa 35 ve karşımıza Tazı yarışları çıkıyor. Veli Efendi Hipodromundan onyıllar öncesi ve kapalı tribün, güzel kıyafetli yarış severler, kalabalıkta buluşan mafyatikler (hep böyleymiş demek).

Cenaze, inanç, cenaze töreninin şekli yine o döneme ait hoş bir ayrıntı. 41. sayfada üşenilmeden geniş bir meydan ve kalabalığın aldığı pozisyon çizilmiş.

Buna karşın öldürülen bir ırkçının barda başında içki içilen tabutu da unutulmamış ilerleyen sayfalarda. Kişiler ne için ve nasıl yaşıyorlarsa o şekilde uğurlanıyorlar sevenleri tarafından.

Klasik “haydi katil zenciyi asalım” galeyanı.

Yaşlı ve etkin olmaktan uzak Şerif. O yaşta ya yılgın olunur ya da bilge. Bu hayli yılgın biri. Bu sayede de kasaba almış başını gitmiş.

Salon’da gerçekleşen olaylara da değinmek gerekir. Her tipte erkek; kılık kıyafetlerinden ne iş yaptıklarını anlamak mümkün, ve servis kızları sahneleri son derece gerçekçi. Hatta şişmanlamış ama hala kadınsı çekiciliğini kaybetmemiş olan garson kadın. Açıkçası sadece spagetti westernlerde görülebilecek kadar gerçek bir ayrıntı bu kadının varlığı. Sonuçta sadece çıtır minik kızların o salonlarda çalıştığını söylemek zor. Yaşlanınca da işlerini sürdürdükleri bir gerçek. Bu sahnelerde bu gerçeklik artıyor da artıyor.

Ölen ırkçının evinde yapılan araştırmada gözümüzün önüne serilen “bekar serseri erkek hanesi” ayrıntıları da son derece doğru ele alınmış. Günü birlik yaşayan bir adamın düzenden uzek ve öylesine kullandığı ev başarıyla çizilmiş. Zaten bu tarz bir özen de polisiyenin inandırıcılığını arttırıyor.

Yine Şerif’in odası (sayfa 84) Şerif hakkında onlarca ip ucu veriyor okuyana. Yılgın da olsa asil ve onurlu bir tarafı var bu adamın dedirten düzen ve eşya dekorasyonu yaşlı adamı sempatik kılıyor. Oyuniçinde oyun kurgusu gereği Şerif’in hangi tarafta olduğu anlaşılmasa da adamı sevdirecek çok şey çıkıyor karşımıza.

Veee Little Boy’un izinsiz araştırması devlet kademelerinde yankı buluyor. Gerçekçilik resmi düzeyde de onaylanıyor bu sayıda. İzinsiz iş yapılamıyor ajanlar tarafından o dönemde de.

Ek bilgiler:

Bu sayıda eski uzak doğulu bir dostla karşılaşıyoruz.

Avukatlığın amerikada her zaman iki yüzlü bir iş olduğu hatırlatılıyor adeta.

Karakterizasyon muhteşem. Belki de en iyi karakter çalışması. Her kişi kendi karakter yapısına uygun giyiniyor, ugun hareket ediyor, uygun konuşuyor, uygun muamele görüyor ve uygun değerlendiriliyor.

Ve çizim de oldukça başarılı. Yukarıda anlattığım gibi detaylar hiç atlanmamış, üşenilmeden çizim yapılmış ve her karede olağanüstü emek sarf edilmiş. Mimari, ışık oyunları, anlatılan sahnenin duygu yoğunluğuna uygun çinileme v.s. Çizim tek kelimeyle harika bu sayı.

Sonuç:
Bir sonraki sayının kapağında “NİNJA” gördüm. Öykü ismi de “Görünmez Düşman”! Polisiye kurguyu bozmadığı sürece her yeniliğe açığım. Dilerim böyle bir sayının devamı da bir sonrakiyle taçlanır ve anlık buluşların gölgesinde kalmaz. Ayrıca seriyi okumaya başlamamış olanlar varsa bu sayı başlamak için uygun. Belki öyküyü anlama konusunda yetersiz de kalsa bu sayı çizgi, kapak ve senaryo noktalarında oldukça doyurucu olacaktır.

Ümit Kireççi

www.resimliroman.net’den alıntıdır.

Yazı kategorisi: Tanıtım yazıları | Yorum Yok »